Kevin Kling — Tickled Pink şarkısının şarkı sözleri ve çevirisi
Sayfa, Kevin Kling adlı sanatçının "Tickled Pink" şarkısının sözlerini ve Türkçeye çevirisini içeriyor.
Şarkı sözleri
And so this was a song that I wrote…
when you were feeling your best, my mom would say, «You're in the pink,» which meant that your insides were pink.
And so this poem is called «Tickled Pink»:
At times in our pink innocence, we lie fallow, composting waiting to grow.
And other times we rush headlong like so many of our ancestors.
But rush headlong or lie fallow, it doesn’t matter.
One day you’ll round a corner, your path is shifted.
In a blink, something is missing.
It’s stolen, misplaced, it’s gone.
Your heart, a memory, a limb, a promise…
a person.
Your innocence is gone, and now your journey has changed.
Your path, as though channeled through a spectrum, is refracted and has left
you pointed in a new direction.
Some won’t approve.
Some will want the other you.
And some will cry that you’ve left it all.
But what has happened, has happened, and cannot be undone.
We pay for our laughter.
We pay to weep.
Knowledge is not cheap.
To survive we must return to our senses, touch, taste, smell, sight, sound.
We must let our spirit guide us, our spirit that lives in breath.
With each breath we inhale, we exhale.
We inspire, we expire.
Every breath has a possibility of a laugh, a cry, a story, a song.
Every conversation is an exchange of spirit, the words flowing bitter or sweet
over the tongue.
Every scar is a monument to a battle survived.
Now when you’re born into loss, you grow from it.
But when you experience loss later in life, you grow toward it.
A slow move to an embrace, an embrace that leaves you holding tight the beauty
wrapped in the grotesque, an embrace that becomes a dance, a new dance,
a dance of pink.
Şarkı sözü çevirisi
Ve bu yüzden yazdığım bir şarkıydı…
güzel duygu yaşındayken, annem de ki, «içinin pembe olduğunu ifade eden pembe,» sende olur.
Ve böylece bu şiire «Gıdıklayan pembe " denir»:
Bazen pembe masumiyetimizde, nadas yalan söyleriz, büyümeyi bekleriz.
Ve diğer zamanlarda atalarımızın çoğu gibi paldır küldür acele ediyoruz.
Ama acele et ya da nadas yalan söyle, önemli değil.
Bir gün köşeyi döneceksin, yolun değişecek.
Göz açıp kapayıncaya kadar bir şey eksik.
Çalıntı, yanlış kişiye gitmiş.
Kalbin, bir hafıza, bir uzuv, bir söz…
Bir kişi.
Masumiyetin gitti ve şimdi yolculuğun değişti.
Yolunuz, bir spektrumda kanalize edilmiş gibi, kırıldı ve gitti
yeni bir yöne işaret ettin.
Bazıları onaylamaz.
Bazıları diğerini isteyecektir.
Ve bazıları her şeyi bıraktığın için ağlayacak.
Ama ne oldu, oldu ve geri alınamaz.
Kahkahalarımızın bedelini ödüyoruz.
Ağlamak için para ödüyoruz.
Bilgi ucuz değildir.
Hayatta kalmak için duyularımıza, dokunma, tat, koku, görme, sese geri dönmeliyiz.
Ruhumuzun bize rehberlik etmesine izin vermeliyiz, nefeste yaşayan ruhumuz.
Her nefesle nefes alıyoruz, nefes veriyoruz.
İlham veriyoruz, sona eriyoruz.
Her nefesin bir kahkaha, bir ağlama, bir hikaye, bir şarkı olasılığı vardır.
Her konuşma bir ruh değişimidir, kelimeler acı ya da tatlı akar
dilin üzerinde.
Her yara izi hayatta kalan bir savaşın anıtıdır.
Şimdi kayıp doğduğunda, ondan büyürsün.
Fakat daha sonraki yaşamınızda bir kayıp yaşadığınızda, ona doğru büyürsünüz.
Bir kucaklamaya yavaş bir hareket, güzelliği sıkı tutan bir kucaklama
grotesk sarılmış, bir dans haline gelen bir kucaklama, yeni bir dans,
pembe bir dans.