Seals & Crofts — Tin Town şarkısının şarkı sözleri ve çevirisi

Sayfa, Seals & Crofts adlı sanatçının "Tin Town" şarkısının sözlerini ve Türkçeye çevirisini içeriyor.

Şarkı sözleri

Have you been down to Tin Town, where dreams in cans once were drowned.
A snag somewhere in someone’s life caught him there, pulled him to strife.
A bottle here, and there are left. Many broken, the air is deaf.
With non-understanding vows, remember tears upon their brows.
In Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town.
A tiny flag upon a mast, where camptown children played in past.
A river winding through the trees. Banks eroded, extreme degrees.
Once a place to be baptized, when pentecostal need arise.
A shank or two with rotted plank. A fish or two, their eyes are blank.
In Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town.
Well I been down to Tin Town, where once a boy I did fall down.
And cut my arm on piled up junk. I wrapped it up and I hailed a drunk.
He carried me three miles to home, where daddy said I was cut to the bone.
The doctor washed his hands and said, «Five more minutes, the boy’d been dead.»
Down where people lose their heads.
In Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town. I know you well.
Well I live here in Tin Town. Not many people come around.
When when they do I smile at them. And say, «Hello, it’s a mighty hot day.
Can you spare a man a dime? I got thirty cents and I can buy some wine.
I’m livin' in my childhood schemes. Please, mister, you can make my dreams (you
can make my dreams!).»
In Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town.
It’s my home. It’s my home. It’s my home. It’s my home.

Şarkı sözü çevirisi

Kutular hayalleri bir kez boğuldu Şehir, Kalay aşağı olmuştur.
Birinin Hayatında Bir yerde bir engel onu orada yakaladı, onu çekişmeye çekti.
Burada bir şişe ve orada kaldı. Birçok kırık, hava sağır.
Anlaşılmaz yeminlerle, kaşlarındaki gözyaşlarını hatırlayın.
Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town.
Camptown çocuklarının geçmişte oynadığı bir direk üzerinde küçük bir bayrak.
Ağaçların arasından geçen bir nehir. Bankalar aşırı derecede aşındı.
Bir kez vaftiz edilecek bir yer, pentekostal ihtiyaç ortaya çıktığında.
Çürümüş tahta ile bir veya iki şaft. Bir iki balık, gözleri boş.
Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town.
Tin Town'a gittim, bir keresinde bir çocuk düşmüştü.
Ve yığılmış hurdadan kolumu kestim. Paketledim ve bir ayyaş aradım.
Beni eve üç mil kadar taşıdı, babam beni kemiğe kadar kestiğini söyledi.
Doktor ellerini yıkadı ve dedi ki, " beş dakika daha, çocuk ölmüştü.»
İnsanların kafalarını kaybettiği yerde.
Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town. Seni çok iyi tanıyorum.
Tin Town'da yaşıyorum. Pek fazla insan gelmez.
Onlara gülümsedim yapıyorlar zaman zaman. Ve de ki, " Merhaba, çok sıcak bir gün.
Bir adama bir kuruş verebilir misin? Otuz sentim var ve biraz şarap alabilirim.
Çocukluk planlarımda yaşıyorum. Lütfen, bayım, hayallerimi yapabilirsin (sen
hayallerimi yapabilir!).»
Tin Town, has-been town. Tin Town, has-been town.
Burası benim evim. Burası benim evim. Burası benim evim. Burası benim evim.